İzmir Sosyal Ekolojiyle Tanışıyor!

Altın Kapitalizmdir; Hem Suyu Hem Ruhu Kirletir!



Bugün farklı bir gün yaşandı. İzmir ilk kez SU konulu bir mitinge ev sahipliği yaptı. İzmir Sosyal Ekoloji ve Karşılıklı Yardımlaşma Derneği olarak Katil iktidarların ve ortakları şirketlerin su üstüne yaptıkları hesapları bozmak, Kaz Dağları’nda ve İzmir-Menderes’te siyanürcü katillerin altın arama çalışmalarını engellemek amacıyla Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen eylemdeydik.

Gerek sloganlarımız, kara-yeşil bayrak ve keplerimizle gerek neşeli kararlılığımızla siyanürcü katillere yaşadığımız topraklarda altın aramalarına izin vermeyeceğimizi ve sularımızı elimizden alamayacaklarını haykırdık.

“Dostlar alışverişte görsün.” katılımcılarının ağırlıkta olduğu ve katılımız düşük olduğu eylemde İnay köylülerinin duyarlı katılımı oldukça güzeldi.

Sık sık “Siyanürcü Devlet Yıkıl Karşımdan!”, “Devletin Gözünü Altın Bürümüş!”, “Siyanüre İnat Yaşasın Hayat!”, “Su Yoksa Rakı Yok, Ne Olacak Halimiz?”, “Altın Hem Suyu Hem Ruhu Kirletir!” sloganlarıyla sürdürdüğümüz eylem oyunlarla ve yeni tanışmalarla son buldu.

Eylem fotoğrafları ve bildirimizi görmek için….

Miting'den Kareler

Sosyal Ekolojistler Yürüyüşe Hazırlanıyor
Kara-Yeşil Bayraklar Denizden Gelen Rüzgarla Dansa Başladılar
Altın,Kapitalizm ve Ölüm---Su Hayattır!---Hangisini İstersiniz?
" Siyanürcü Devlet Yıkıl Karşımdan! "
" Devletin Gözünü Altın Bürümüş! "
" Siyanüre İnat Yaşasın Hayat! "
" Su Yoksa Rakı Yok,Ne Olacak Halimiz? "
" Altın Hem Suyu hem Ruhu Kirletir! "
" Siyanürcü Katiller Dünyadan Defolun! "
Sosyal ekolojistlere dikkat edin;
Çünkü onlar altını da şirketleri de tarihe gömecekler.
Bu da güzel bi fotoğraf mı olmuş ne?!
Ve yorgun düşen bir eylem arkadaşımızın şekerlemesi...
Kara-Yeşil bayrak da güzel durmuş yani.

Küresel Su Krizi

 “Bir Yok Oluş ve Yok Ediş Destanı”

 

İnsanlık bugüne kadar hiçbir zaman yaşamadığı kadar şiddetli bir krizle karşı karşıya. Bu kriz daha önce yaşadığımız ekonomik ya da sosyal krizlere hiç de benzemiyor. Çünkü bu seferki bizzat evimiz olan doğayı ve onunla birlikte bizi de yeryüzünden silip atabilecek kadar ciddi bir kriz;

Ve yaşadığımız bu kriz bize su kıtlığı gibi yansısa, yansıtılsa da aslında ortadaki sorunun adı Adalet. Çünkü bir yanda sadece finansal değil, su gibi doğal kaynaklar açısından da zengin olan ülkeler, diğer her şeyde olduğu gibi kendi zenginliklerini paylaşmayıp, yeryüzünün ortak malı olan suyu da “diğerlerine” parayla satma çabasında. Yani her kuruşlarına kadar sömürü peşindeler.

Öte yandan hayatı, şirket-kafalarıyla, sömürülüp tüketilebilecek bir şey olarak gören kapitalizm ve iktidarlar, önlerine çıkan her şey gibi suyu da sahip olunacak, alınıp satılacak ve arsızca kullanılabilecek bir nesne konumuna indirgemiş durumdalar.

Var oluş sebepleri doğanın sömürülmesi ve hayatın gaspı olan bu şirket-kafaların daha fazla kar daha fazla iktidar sevdaları yüzünden bugün dünyanın büyük bir kısmı susuzlukla cebelleşiyor.

Her yıl önlenebilir hastalıklar -ki bu hastalıkların çoğu su kaynaklı bulaşıcı kolera, tifo, tifüs vb. hastalıklar- nedeniyle birçok insan ölüyor, her yıl birçok çocuk üç yaşına varamadan hayatını kaybediyor.

2015 yılına kadar dünya nüfusunun %40’nın yeterli su kaynaklarına sahip olamayacağı tahmin ediliyor. Her beş insandan biri temiz içme suyuna ulaşamıyor. Bugün bir buçuk milyar insan içilebilir suya sahip değil.2.4 milyar insan içilebilir sağlıklı su olmadan yaşıyor. 3 milyar insanın su arıtma tesisleri yok. Bu koşullar yüzünden yani temiz su bulamamaktan her gün 30.000 kişi ölüyor. Bu nasıl mümkün olabilir? Su bu gezegendeki en yaygın madde değil mi? Su kıtlığı mı söz konusu? Aslında hiç biri, olan şeyin adı yoksulluk ve bencillik. Su kıt değil, onu kıtlaştıran sömürgen şirketler.

 

Su Krizi Aynı Zamanda

Bir Ahlak Krizidir!

Hiç şüphesiz bireysel düzeyde tüketim alışkanlıklarımızla suyu sömüren, sömürgeci düzenin suç ortakları konumundayız. Bir anlamda musluğumuzdan akan her bir damla suyun kişisel düzeyde üzerimizde bir hakkı var. Su samurlarının, balıkların, planktonların hâsılı kelam suda yaşayan bil cümle mahlûkatın, biz günde iki üç kez duş jelleri eşliğinde duş alırken gereksinimi olan bir yoksul Afrikalı, Asyalı birinin kilometrelerce uzaktan su getirmesi nedeniyle üzerimizde hakkı var. Çocuklarımız su parklarında ya da havuzlarda suyun zevkini çıkarırken, yoksul ülkelerdeki çocukların su kaynaklı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetmesi bizleri de sorumlu kılıyor. İşte tam da bu yanıyla su krizi aynı zamanda bir ahlak krizidir de.

‘Adaletin mülkün temeli’ sanıldığı bu dünyada mülk adaletsizliğin ana sebebi haline gelmiş durumda.Doğanın, ayrım yapmaksızın tüm canlı türlerine sunduğu güzel her şeye tek başına sahip olmayı arzulayan ve kendisini doğanın efendisi sanan gaspçı-kapitalist zihniyet yaşanan bu ahlak krizini çözemeyecek kadar çirkefe batmış durumda. Zaten çözmek için en küçük bir isteği de yok. Dahası gözlerini altın ve kar hırsı bürümüş olan şirketler topraklarımızı ve suyumuzu kirletmek için iktidarlarla çoktan anlaşmış durumdalar. Onlar çıkardıkları her gram altınla kasalarını biraz daha doldururken biz ve çocuklarımız susuzluk ve yoksulluk içinde ölüp gideceğiz. Şirketlerin ve iktidarların hesaplayıp yaptıkları anlaşma budur. Topraklarımızı, suyumuzu ve bu topraklarda yaşayan onca canlı türünü gözden çıkaran şirketlerin hesaba katmadıkları bir şey var.Adalet talep eden sesler artık İSYAN ! tonunda haykırıyor.

 

NE SUYUMUZU NE DE HAYATLARIMIZI GASP EDEMEYECEKSİNİZ!

ALTINA İNAT  YAŞASIN HAYAT!

İzmir Sosyal Ekoloji ve Karşılıklı Yardımlaşma Derneği

sosyalekoloji@cayircimen.org

Neler olup bitiğinden haberdar olmak için mail adresinizi buraya kaydedebilirsiniz