Takas Pazarı Şimdilik Bitti

İlginç diyaloglar ve şaşkınlıklarla başlayan takas pazarı yeni tanışıklıklarla bitti.

İlginç diyaloglar ve şaşkınlıklarla başlayan takas pazarı yeni tanışıklıklarla bitti. Ve ilk anladığımız şey bronzlaşmak için sahile falan gitmeye gerek yokmuş. Üç günlük takas pazarı da bronzlaşmaya yetiyormuş meğer.

İlk günü gerek Alsancak'ın çok yoğun olmaması gerekse tezgah kurma acemiliğimizden biraz durgun geçse de ikinci gün takas pazarı anlamını buldu. Her yaştan insan bir çok eşyayı takas etmek için takas pazarına uğradı. Özellikle çocukların ilgisi dikkat çekiciydi. Takasın eğlenceli yönünü ilk önce onların keşfetmiş olması çok anlamlı. Bu arada çocuklarla pazarlık yapmak da oldukça zor.

Pazarın kurulu olduğu üç gün boyunca bir çok ilginç olaya da tanık olduk tabiki. İlk günümüzde zabıtayla yaşadığımız tartışmalara tanık olan teyzeler ertesi gün uğrayıp bizim için, inşallah zabıta pazara bir şey yapmaz diye dua ettiklerini belirttiler. Duayla da olsa böylesi bir sahiplenme oldukça hoşumuza gitti.

Takasa eğlenceli olduğu için gelen bir çok insan olduğu gibi gerçekten bir eşyaya ihtiyaç duyan bir çok insan da oradaydı. Bu da aslında takasın gayet de yaşamsal bir şey olduğunu anlatması bakımından önemliydi.

Pazar boyunca yaşanan en güzel şey ise takas için gelen bir çok insanın oradan bir türlü ayrılamamsıydı. "Bunu neden yapıyorsunuz?"a verilen cevaplar bir çok insanı orada kalmaya ve daha derin sohbetlere girmeye itti. Zaten asıl amaç da buydu. Dayanışma üzerine yapılan bu sohbetler aslında çok güzel arkadaşlıkların temelleriydi.

Üç gün süren bir takas pazarının gündelik ihtiyaçlarımızı tam olarak karşılayamayacağının elbette ki farkındayız. Ama bu üç gün boyunca gelecekte şehrin farklı yerlerinde kurulacak olan takas pazarlarının adımı atılmış oldu. Ayrıca tüketime ve talana değil de karşılıklı yardımlaşmaya dayalı bir hayat hayalinin somut bir göstergesi olması da takas pazarının en önemli özelliklerinden biriydi.

Dayanışmayı ve tanışıklıklarımızı tüm hayata yaymak ve şehrin bir çok mahallesinde kurulan takas pazarlarında buluşmak dileğiyle....

İzmir Sosyal Ekoloji ve Karşılıklı Yardımlaşma Derneği

dayanisma@cayircimen.org

sosyalekoloji@cayircimen.org

TAKAS PAZARI FOTOĞRAFLARI

Takas Pazarı (2007) ...


7 Mayıs’ta Ege Üniversitesi kampüsü mediko binası karşısında başlattığımız Takas Pazarı 11 Mayıs Cuma günü kepenklerini kapattı. Beş gün boyunca ilginç karşılaşmalar ve şaşırmalar yaşadık.

Sohbetlerimiz genelde “Bu kaç para?” sorusuyla başlayıp “Bende de bir sürü eşya var, yarın getireyim.” diye devam etti. Öyle de oldu. Daha ikinci günde başlangıçta pazarda yer alan eşyaların çoğu değişmiş durumdaydı.

Tüketimin değil ihtiyaca dayalı takas ilişkisi sohbetlerimizin ana konusuydu ve takas pazarı bu konuda birçok ezberin bozulmasını sağladı.

Pazar stantlarının arkasında, pankartlarımızın gölgesinde müziği ve şarabı yudumladık. Sonra güneşe atılıp su oyununa dalmışken belediyenin kocaman bir çöp arabasının pazarın önünde durması hepimizi şaşırttı. Meğer çöp işçileri eşyalarımızı toplamaya değil takasa gelmişler. İşçilerin pazardan takas yapması, pazarımızı sembolik içeriğinden biraz daha öteye taşıyarak içeriğini daha bir doldurdu.

“Bi tur versene” etkinliğinde bisikletlerin uzun süreli turlara dönüşmesi bizi pek tedirgin etmedi değil. Fakat bu güzel havada insanların bir turla yetinememelerini elbette ki hoş gördük.

Ayrıca arkada bulunan seyyar mutfağımız ise çaylarımızı ve yemeklerimizi oracıkta yapıp-yiyip içebilmemizi sağladı. “Ayranını da al gel” pilav gününde ortalıkta pek ayran gözükmese de pilavlarımız bitti.

Hayalini kurduğumuz bir panayır vardı. Tam olarak hayalimizdekini ortaya dökememiş olsak da bu konuda bir adım attığımıza inanıyoruz. Orada bulunduğumuz bir hafta boyunca ilginç karşılaşmalar, şaşırmalar ve yeni tanışmalarla geçti. Asıl amacımız da buydu. Umarız takasla başlayan tanışıklıklarımız ve dayanışmamız hayatın diğer alanlarında da devam eder.

TAKAS PAZARI:

Tükettikçe Tükenen Ruhlarımız İçin Bir Dinlenme Durağı

Biz kanı kaynayan insanlarız. Kapı gıcırtısıyla dans ederiz. Bizde yalan yok. Nerede bir gölgelik görsek çilingirimizi kurmak isteriz. Panayıra, çalgıya bayılırız. Akdeniz’deyiz. Biz böyleyiz.

Lidyalılarla aslında alıp veremediğimiz bir şey yok. Bir cahilliktir olmuş ve parayı icat etmişler. Oturduk düşündük. Neden para denilen o kendi yarattığımız nesnenin kölesi durumundayız? Üstelik paranın varlığı tek başına hiçbir ihtiyacımızı gidermezken. (Yakıp ısınmak veya yazı-tura oynamak hariç. )

Neden sürekli tüketiyoruz? Hali hazırda kullanabileceğimiz eşyalarımız varken neden bir anda onları unutuyoruz ve daha eskimeden yenilerinin peşlerinden koşuyoruz? Çok hafife aldığımız bir tişörtün bile on ton suyu kullanılamaz hale getirdiğini göz ardı ediyoruz.

İktidarlar bizi her şeyin parayla ölçülebileceğine inandırmaya çalışıyorlar. Reklam endüstrisi yalnızca bu amaçla var. Her gün biraz daha reklamlara endeksli yaşamaya başladık. “Tüket!” dediklerini tüketiyoruz. Ve tüketmek için “para” kazanıyoruz. Daha çok köleleşiyoruz. Para kazanırken taksit taksit hayatlarımızı kaybediyoruz.

İnsan ruhunu özgür kılan özgürlük duygusundan ise gittikçe uzaklaşıyoruz. Sahip olarak ve tüketerek mutlu olacağımızı düşünüyoruz. Sahip olduklarımız bize sahip oluyor.

Oysa insanı özgür kılacak olan karşılıklı yardımlaşmadır. Bu yardımlaşmayı bugünden başlayarak oluşturmak için takas pazarıyla adım atıyoruz.

Evet, hiçbirimiz eşyalarımıza parayla paha biçemiyoruz. Çünkü her birinde yaşantımızdan izler var. Paranın gözü kör olsun diyoruz ve eşyalarınızı bekliyoruz.

Atsanız atamadığınız, satsanız satamadığınız eşyalarınızı getirin; ne atalım ne satalım! Takas edelim!


TAKAS PAZARI HATIRASI

Neler olup bitiğinden haberdar olmak için mail adresinizi buraya kaydedebilirsiniz